GÜNCEL
Giriş Tarihi : 18-12-2021 00:21   Güncelleme : 18-12-2021 00:21

İnsan hak ve hürriyetini kısıtlayamazsınız

Türkiye’nin Avukatları Platformu tarafından Elegant Kafe’de gerçekleştirilen basın toplantısında aşı ve PCR gündeme taşındı. Toplantıda Dünya Sağlık Örgütü tarafından gerçekleştirilen bazı çalışmalar eleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanından gelen avukatlar Sakarya’da salgın sürecini ve kısıtlamaları hukuksal açıdan ele aldı.

İnsan hak ve hürriyetini kısıtlayamazsınız

Pandemi sürecinde ‘yapılan aşı ve PCR testi’ baskısına direnen avukatlar, Türkiye Avukatlar Platformu adı altında toplandı. Sakarya Barosu Av. Ülkü Çakır’ın Elegant Cafe de düzenlediği basın toplantısına Sakarya Barosu Av. Onur Engin, Kocaeli Barosu Av. Şeref Gönenli, İstanbul Barosu Av. Ayşenur Doğrul ve İstanbul Barosu Av. Mehmet Emre Sert de yer aldı. Toplantıda birbirinden önemli konulara değinildi.

Salgın sürecindeki alınan tüm tedbirler’in Anayasaya aykırı olduğu belirtilen toplantıda avukatlar yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı;

- Anayasaya aykırı yasaklar derhal kaldırılmalı.

- Hiçbir dayanağı olmayan, aşı olmayanlara yönelik PCR test zorlaması kaldırılmalı.

- Hiçbir faydası olmayan aksine yan etkileri daha fazla olan, Sağlık Bakanlığının ilaç ve tedavi protokolü derhal sona erdirilmeli, hekimlerin bağımsız teşhis ve tedavi yetkileri geri verilmelidir.

- DSÖ ile yapılan anlaşma derhal feshedilmeli, bağımsızlığımız geri alınmalıdır.

- DSÖ nün talimatlarına uyulmaması, aşı sonrası meydana gelen ölüm ve yan etki mağdurlarının sayısının açıklanması sağlanmalıdır.

‘’Ekonomik faaliyetler güvenli hukuk ortamında gelişir’’

Ekonomik sıkıntılara da dikkat çekilen toplantıda şu ifadelere yer verildi; ‘’Bugünlerde ekonomik krizler, fiyat artışları ile karşı karşıyayız. Geldiğimiz bu sıkıntılı durumun sebebi aslında, öncelikle hukuk çizgisinden sapmamızdan kaynaklanmıştır. Hukuka ve adalete güven azalmışsa, o toplumda her türlü huzursuzluklar ortaya çıkmaya başlar. Hepimizin bildiği gibi, iki yıldır bütün dünyayla birlikte Covit-19 süreci yaşamaktayız. Ölümcül bir virüsün bütün dünyaya yayıldığı iddiasıyla ilk etapta maske, mesafe ve hes koduyla tanıştık. Daha sonra da, bilim kurulu üyeleri de dahil, birçok bilim adamı, doktorun, üretimi için en az üç-dört yıllık süre gerektiğini belirttiği, faz çalışmaları yapılmamış, üretici firmanın, Türkiye’de acil onam kodu bile almadığını belirttiği aşı süreci başlamıştır.’’

‘’Bu yasaklar kanunlar ile konulmadı’’

Bu süreçte yer yer birbiriyle çelişen pek çok yasaklar uygulamaya konuldu. Ülke genelinde kapanmalar yaşandı.  Hukuk sistemimizde, temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanabileceği kabul edildiği halde bütün bu hak ihlalleri genelgeler eliyle yapılmaktadır. Prof. Kemal Gözler’in anlatımıyla Türk hukukunda gerileme dönemi her yıl ağırlaşarak devam ediyor. Her yıl hukukta gerilemenin yeni türlerine şahit oluyoruz. Her yıl, bir yıl önceki durumu arar hâle geldik. İki yıldır genelgelerle temel hak ve hürriyetlerin sınırlandığını bizzat yaşadık. Bu yasaklar; kanunla konulmadığı gibi, cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya bakanlar kurulu kararı ile de getirilmedi.

‘’Genelgelerle Vatandaşa yönelik uygulamalar konulamaz’’

Türk Hukukunda kanunlar hiyerarşisi bellidir. Kanunlar hiyerarşisi içinde yer almayan ve sadece kamu kurumlarının kendi iş işleyişi konusunda sınırlı yol gösterici olması gereken GENELGELERLE yapılmıştır. Genelgelerle doğrudan vatandaşlara yönelik uygulamalar konulamaz.

Hele hele, anayasal güvenceye alınmış çekirdek haklar olan yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü haklarını hiç dokunulamaz.

Bu açıdan öncelikle, seyahat, çalışma, eğitim gibi temel hak ve özgürlükleri zedeleyen kısıtlamaların biran önce kaldırılması gerekir.

Salgın Sürecini DSÖ Yönetmektedir

Salgın sürecini yönetmek üzere; Bilim Kurulu adıyla bir kurul oluşturuldu. Ancak salgın süreci bu kurul tarafından değil, DSÖ tarafından yönetilmektedir. Onların talimatları sorgusuz sualsiz uygulanmaktadır. Üstelik DSÖ İstanbul ofisinin tüm giderleri de ülkemiz tarafından karşılanmaktadır. Ülke ekonomisi için kambur olan ve bağımsızlığımızı kısıtlayan bu ofisin derhal kapatılması ve yapılan anlaşmanın feshi gerekmektedir.

Biz bize yeteriz

Sadece ekonomik yardım gündeme geldiğinde “bizbize yeteriz” sloganı akıllara geldi. Oysa salgın sürecini yönetirken de bu aklımıza gelmeliydi. DSÖ’nün talimatlarına veya Bilim Kurulu adlı dün başka bugün başka konuşan, birbiriyle çelişen kararlar alan kurumlara ihtiyacımız yok.

Bilim kurulu kendini feshetmiştir

İki yıldır millet olarak bilim kuruluna teslim olmuş durumdayız. Ancak geldiğimiz noktada çıkan olumsuz sonuçlardan, bu kurul üyeleri sorumluluk kabul etmemektedir. Yetki varsa sorumluluk da olması gerekir. Eğer bilim kurulunun yetkisi yoksa o halde bu kararları kim almaktadır.

Bilim kurulu üyeleri dahi, kendi görüşlerinin dikkate alınmadığını söylemektedirler. Bir bilim kurulu üyesinin, Covid-19 tedavisinde kullanılan ilacın etkisiz olduğunu bildiklerini ve bunu kurulda dile getirdikleri halde dinletemediklerine dair beyanları medyada yer almıştır.

Üstelik bu ilacın hiçbir faydası olmadığı halde, halen testi pozitif çıkanlara kutu kutu ilaç dağıtılmaktadır.

Bu çelişkili uygulamalar, aslında bilim kurulunun kendi kendini feshettiğini ve işlevsiz bir hale getirdiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Aşı değil aşı adayı

‘’Bilim kurulu üyeleri de dahil, birçok bilim adamı, doktorun, üretimi için en az üç-dört yıllık süre gerektiğini belirttiği, faz çalışmaları yapılmamış, üretici firmanın, Türkiye’de acil onam kodu bile almadığını belirttiği aşı süreci başlamıştır.

Aşı sürecinin başlamasıyla birlikte, ülkemiz ve tüm dünyada ani gelişen ve nedeni belirsiz kalp krizleri, felçler, beyin kanamaları, yüz felçleri, nörolojik sorunlar, durgunluk, yorgunluk hissi, muhakeme yeteneğinde zayıflama, özellikle genç erkeklerde miyokardit  gibi çok ciddi yan etkiler gözlemlenmeye başlamıştır. Fakat Sağlık Bakanlığı, hiçbir veri tabanı oluşturmamış, aşılı hiçbir vatandaşı takip etmemiş, hiçbir sağlık sorunu olmayıp aşıdan sonra hayatını kaybetmeye varan sonuçlar aşıyla ilişkilendirilmemiş ve veriler de kaydedilmemiştir. Halbuki bu veriler Avrupa Ve ABD’de tutulmakta, halkın bildirim konusunda bilinçli olmaması sebebiyle en az on katı fazla olduğu düşünülmektedir. Eldeki verilerin onda biri bile aşıların derhal piyasadan çekilmesi için yeterli görülmektedir.’’

Biz De Merak Ediyoruz: Aşının İçinde Ne Var?

Aşı tereddüdü yaşayan ve aşı olmak istemeyenler, çeşitli açıklamalarla itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Aşı karşıtı, bilim karşıtı, düz dünyalı gibi yakışıksız sözler söylenmiştir. Biri de çıkıp “köpekler gibi aşılanacaksınız” diyerek milletimizi aşağılamıştır.

Önce risk grubu aşılandığı takdirde krizi aşarız dedikleri halde sonra yeni doğan bebekleri bile aşılama çabasına girişmişlerdir.

Her gün zorunlu aşı çağrısı yapılmaktadır. Hatta insanların polis ve asker gücüyle aşıya zorlanması çağrısı yapanlar bile vardır. Üstelik de pek çok marka varken sadece bir firmanın aşısı üzerinde bu kadar yoğunlaşmaları bizi de şüpheye düşürmüştür.

Yenidoğan bebeği bile aşılamaya çalıştığınıza göre biz de merak ediyor ve soruyoruz:

Gerçekten bu aşıların içinde ne var? Da neden bu kadar zorunlu yapmaya çalışıyorsunuz?

PCR, HES Kodu ve Maske Dayatması Da Kabul Edilemez

Vakaların artışı, aşılamanın artmasından sonra meydana gelmiştir.

İnsanların çalışma, seyahat, eğitim hakları engellenmektedir. Akraba ziyaretleri engellenmiş, aile bireyleri aynı evde ayrı yaşar duruma getirilmiştir.

HES KODU, dijital vatandaşlığın alt projesi olarak uygulamaya konulmuştur. Örneğin, protesto gösterisi yapan kişiler bir anda riskli duruma getirilebilmektedir. Bu şekilde yapılacak dijital kısıtlama ve kontrollerin sonu gelmeyecektir.

Bu dayatmaların sonu DİJİTAL KÖLELİK düzenidir

PCR testlerinin güvenilmez sonuçlar verdiği açıkça ortadadır. Kişileri pcr testine zorlamanın altında yatan saik, kişileri aşıya mecbur etmektir. Toplum sağlığı ile ilgisi olmayan bu dayatmalara da biran önce son verilmelidir.

Sağlıklı kişinin hele hele saatlerce maske takmasının hiçbir faydası yoktur. Aksine zararı vardır. Kişiler korkusundan açık havada bile maske takar duruma gelmiştir. Gelişme çağındaki ilköğretim çocukları, saatlerce maske ile durmak zorunda bırakılmıştır. Evet eğitğm önemli, ama, çocuk gelişimi ve sağlığı daha önemli.

Çocuk yaşta oksijen yetersizliği nedeniyle oluşacak gelişim bozuklukları telafi edilemez.

Yeniden Kapanmalar Konuşuluyor

Onarılması zor bir ekonomik kriz ve üretim darboğazında iken, yine kapanmalar dile getirilmeye çalışılmaktadır. Bugüne kadar alınan tüm tedbirler hukuka aykırı olduğu gibi, bundan sonra yine genelgelerle ve vatandaşların ekonomik zararını gidermeyen tüm tedbirler hukuka aykırı olacaktır.

Salgın döneminde uygulanan bazı tedbirler fırsatçıların işine yaramış, ekonomik büyüme yaşamışlardır. Oysa küçük esnaf ve özellikle gündelik işlerle geçimini sürdürenler, çiftçilerimiz ciddi ekonomik sıkıntılar içinde kalmıştır.

Hukuksal ve Anayasal Çizgiye Davet

Konu toplum sağlığını aşmış, ANAYASAYI İHLAL EDER, ANAYASAL DÜZENİ ASKIYA ALIR bir hale gelmiştir. Savaş durumunda bile kısıtlanamayacak hakların özüne müdahale edilmektedir.

Bu süreçte alınan tüm tedbirler Anayasaya aykırıdır. Anayasal düzen askıya alınmıştır. Açıkça suç işlenmektedir. Bu suçu soruşturma konusu yapacak yargı mensupları baskı altına alınmaktadır.

- Anayasaya aykırı yasaklar derhal kaldırılmalı.

- Hiçbir dayanağı olmayan, aşı olmayanlara yönelik PCR test zorlaması kaldırılmalı.

- Hiçbir faydası olmayan aksine yan etkileri daha fazla olan, Sağlık Bakanlığının ilaç ve tedavi protokolü derhal sona erdirilmeli, hekimlerin bağımsız teşhis ve tedavi yetkileri geri verilmelidir.

- DSÖ ile yapılan anlaşma derhal feshedilmeli, bağımsızlığımız geri alınmalıdır.

- DSÖ nün talimatlarına uyulmaması, aşı sonrası meydana gelen ölüm ve yan etki mağdurlarının sayısının açıklanması sağlanmalıdır.