Ortada kocaman bir pasta var.
Bu pasta; halkın emeğiyle, alın teriyle, sabrıyla hazırlanmış.
Unu işçiden, şekeri memurdan, yağı emekliden…
Fırını yoksulluk, ateşi geçim derdi.
Ama sofraya oturanlar yine aynı.
Bir grup sağdan giriyor pastaya, bir grup soldan.
Biri sağcı, diğeri solcu.
Etiketler farklı, iştahlar ortak.
Çatallar hızla çalışıyor, tabaklar doluyor, gözler hâlâ aç.
Vatandaş nerede?
Masada değil, mutfakta.
Pasta onun ama pay onun değil.
Yetmedi; “Bir parmak tattıralım mı, tattırmayalım mı?” diye tartışılıyor.
Hak, lütuf sanılıyor; adalet, sadaka gibi sunuluyor.
Mesele karın değil.
Çünkü karın doyar, durur.
Asıl mesele göz…
Gözü doymayanın vicdanı susar, merhameti körelir.
O göz; çatlasa da doymaz, önüne dünya serilse de yetinmez.
Sağcısı, solcusu fark etmez; Pastaya gömülen herkes aynaya bakmadan konuşur.
Halktan söz eder ama halksız siyaset yapar.
Emeği över ama emeği yok sayar.
Allah c.c. karnınızdan önce gözünüzü doyursun.
Zira göz doymadıkça bu sofrada adalet olmaz, bu ülkede denge kurulmaz, bu düzende halk sadece seyreder.
Saygılarımla...
Admin












