Yanlış yapıyorsun Vekil Ali, yanlış yaşıyorsun… Bu şehrin ve bu ülkenin her elini sen sıkmak, her cenazesinde en ön safta omuz vermek, her cemiyetin yükünü tek başına sırtlanmak zorunda değilsin. Her hasta yatağının başında sen, her imkânsız projenin temelinde sen…
Her spor dalında; Olimpiyat, Dünya, Avrupa şampiyonlarının, antrenörlerinin üzerinde senin elin… Avrupa şampiyonlarına araba, dünya şampiyonlarına ev, olimpiyat şampiyonlarına dayalı döşeli konutlar verilen bir dönemden geliyoruz. Üstelik o dönem sadece bir ilçe belediye başkanlığı dönemi. Çıta o kadar yükseğe kondu ki…
Başkanlığı bırakıp vekilliğe gideli 15 yıl oldu. Bugün hâlâ Avrupa şampiyonları var, dünya şampiyonları var, hatta olimpiyat şampiyonları var. Ama gelinen noktada şampiyonların aldığı en büyük ödül çeyrek altın. Başladığın yerde çıta tavan, bıraktığın yerde zemin boş. Sen koşuyorsun, rakiplerin hiç yorulmadan yürüyor. Peki bu düzen seni kimseye sevdirir mi? Her kavganın tam ortasında yine sen varsın. 15 Temmuz’da olduğu gibi… Merminin, namlunun önünde yine sen. Neden?
Türkî Cumhuriyetler’den Türkiye’nin en ücra köylerine, Sakarya’nın mahallelerinden kahvehanelerine, pastanelerinden en kuytu köşelerine kadar her yerde en önde yürümeyi bir mecburiyet sanıyorsun. İmkânsız görünen hayallerin mimarı olmayı, her zor işe gövdeni koymayı kendine görev biliyorsun. Ama yanılıyorsun. Senin meşhur bir sözün var: “Benim geri vitesim olmaz. Bir yola çıktıysam ardıma bakmam; kim geliyor, kim gelmiyor diye saymam.”
İşte en büyük yanılgın, en derin hatan tam da burada başlıyor Vekil Ali. Sen durmadan koşuyorsun. Türkiye’nin dört bir yanında iz bıraktığını sanıyorsun. Oysa gerçek çok başka: Sen önde nefes nefese koşarken, arkandakiler hiç yorulmadan, hiç yıpranmadan, son derece konforlu bir yürüyüş yapıyor. Daha da acısı şu: Sen koştukça, onlar senin attığın büyük adımları siliyor. Açtığın yola kendi küçük izlerini bırakıyorlar.
Sen rüzgârı göğüsleyen “kötü polis” oluyorsun, Onlar senin açtığın tertemiz yolda yürüyüp “iyi polisi” oynuyor. Bu kadar net. Şimdi bir dur Vekil Ali… Bir yavaşla. Hatta mümkünse bir adım geri çekil de, şu geriden gelip senin izlerini silenleri, hazır yola çökenleri bir görelim. Biraz da onlar koşsun. Biraz da onlar yorulsun. Yol açmanın bedelini bir de onlar ödesin ki, zahmetsiz rahmet olmayacağını iliklerine kadar hissetsinler. Bırak, vatandaşla onlar yüz yüze gelsin. Kulakları gerçek sitemleri duysun. Her soruna, her sıkıntıya, her zora biraz da onlar muhatap olsun.
“Ben duramam” diyorsan, en azından onlar gibi yürü. Bırak biraz da onlar önden gitsin. Mesela Uzun Ali yürüsün önden. Sakarya’nın diğer vekilleri yürüsün. İster Cumhur olsun ister Millet İttifakı, fark etmez. Gitsinler ve gerçeklerle yüzleşsinler. Asgari ücretlinin derdiyle, emeklinin feryadıyla, dar gelirlinin çıkmazıyla bir de onlar muhatap olsun. Çünkü vatandaşın gözünde artık tek bir gerçek var: Ne iktidar iktidarlığını tam yapabiliyor, Ne de muhalefet muhalefetliğini… Boş ver Vekil Ali, artık yavaşla. Selektör yapma önündeki araca. Yakma o çakarları.
Yetişmen gereken yerlere bu kadar telaşla yetişme. Her cenazeye, her düğüne, her cemiyete şahitlik etmek zorunda değilsin. Her yeni evlenen çiftin elini sen sıkma. Her yeni dükkânın kurdelesini sen kesme. Bırak “gelmedi” desinler. Bırak “geç kaldı” desinler. Ne yaparsan yap, ne kadar koşarsan koş; zaten bir şey diyecekler. Ama kendini harcatma. İzini sildirme. Şimdi bu sözleri, Vekil Ali’den en çok zarar gören biri olarak mı söylüyorsun? Evet, ben söylüyorum. Ama mesele şahsi değil. Genel anlamda baktığımda düşüncelerim dün de böyleydi, bugün de böyle.
Şahsi meseleye gelince… O artık onunla benim aramda bile değil. Ben aramızdaki meseleyi Allah’a havale ettim. Rabbim her şeyi görendir, bilendir. Kimsenin hakkını kimsede bırakmaz. Hendek’te geçen dört belediye başkanlığı döneminde tercihim Başkan Ali’ydi. Sakarya’da ise son iki dönemde, milletvekilliği için adını açıkça söyleyenlerdenim: Vekil Ali. Dün de bunu söyledim, bugün de söylüyorum.
Saygılarımla...
Admin













