Pehlivan olmak emek ister, zahmet ister, çalışma ister, zaman harcamak ister, sabır ister, gönül ister, yürek ister, güç kuvvet dirayet ister, akıl ister, her şeyden önce inanmak ister, maneviyat ister...
Ustalık ise, çok uzun bir yol ister. Öyle ben 16 yaşında usta oldum demekle, kendi kendine hayali karakter uydurmakla usta olunmaz. Usta olmak için, ilk önce çırak olup, yukarıda saydığım meziyetlerin tamamını taşıyan çırak olmak gerekir. Sonra bu meziyetleri layıkıyla en az 20 yıl üzerinde taşımak gerekir.
Er olmak, er meydanında en az 20 yıl ter dökmek, dualı çayıra ayak basmak gerek. Ayak basmak derken yine birilerinin hayal perestliği gibi, ben bu er meydanlarına 20 yıldır ayak basıyorum deyimi ile değil, en az 20 yıl kispet giyip yağlanıp, er meydanında güreş tutmak gerekir...
Bakın bu 20 yılda Başpehlivan olmak gerekir demiyorum. Usta olmak için herkesin Başpehlivan olması gerekmiyor. Ne küçük ortacılar, ne büyük orta ve başaltıcılar var. Kemer almış, pehlivanlar kazandırmış bu er meydanlarına. Yani demem o ki; zahmetsiz rahmete talip olmaya kalkışarak, er meydanlarına bizzat güreş tutarak, pehlivan yetiştirerek, diyar diyar pehlivan taşıyıp onlara Ana Baba ve yakınlarından çok emek veren ustaların emeğine ortak olma ukalalığını göstermeyin. Herkes haddini, yerini, seviyesini bilsin. Kendi kendinize hayali karakter oluşturmayın. Öyle ben şurada, şu tarihte güreş tutmuştum. Şu tarihte güreşe başlamıştım demekle pehlivan olunmaz. Usta ise, hiç olunmaz...
Hasbelkader biz de 1989-1990'lı yıllar da güreş yaptık. Yakın tarihte 15 yıl önce biz de Tarihi Edirne Kırkpınar'da güreş tuttuk. Hatta ve hatta Karadeniz Bölgesinde Başpehlivanlık boyunda bile güreş tuttum. İnanmayan Mahmut Kavakçı'ya, Hasan Ergin'e ve Gazanfer Kahveci'ye sorup öğrenebilir. İtiraf ediyorum; evet, yanlış yaptım. Mevcut federasyonun da bu tür macera, anı, hatıra güreşlere önlem alma yönünde ki çalışmasını da, bir yere kadar haklı buluyorum. Gerçek ustaları tenzih ediyorum. Yani demem o ki; öyle fi tarihlerde, hasbelkader kader birkaç yerde güreş tutmakla da, pehlivan ya da usta olunmuyor. Zaten güreş camiası; pehlivanı, hakemi, davulcusu, zurnacısı, cazgırı, seyircisi, herkes herkesi iyi tanıyor. Pehlivanı, ustayı, çırağı, herkes kimin kim olduğunu iyi biliyor. Öyle yaşından gereği usta denen kişiler kendisini usta falan sanmasın. O söz sadece ilerleyen yaştan dolayı, eskiyi bilmeyen yenilerin camia içindeki yaşı ilerlemiş olanlara üstün körü söylediği sözdür.
Buradan işini severek, emek vererek, hakkını vererek yapan ustalara selâmlar olsun. O ustaların gölgesinden kendisine pay çıkaran hayal perestlere de tez zaman da uyanmalarını tavsiye ediyorum. Bu arada usta çırak ilişkisi sadece pehlivanlık da yok. Hakemlikte, cazgırlıkta, davul ve zurna da, basında da herkes haddini bilmeli. Çıraklığını yapmadığı işin, ustalığına da atılmamalı. Çünkü, aynı hayal perestler basın ayağında da kendi kendilerine rütbe takıp, usta olduklarını zannediyorlar. Sakın ha! Basın işi daha derin. Ora da ustalık çok çok daha derin. Bilgi, beceri, emek, maharet gerektirir. Hele hele diksiyon olmazsa olmazlar içindedir. Peki ben neyim, neresindeyim bu camianın. Ustalara, duayenlere, emektarlara baktığımda ben çırak bile değilim bu işte. Sadece Ata sporunu çok seven ömründe en çok pehlivan olmak isteyip pehlivan olamayan, sade samimi bir neferim. Kendi adıma hiçbir beklentisi olmayan, pehlivan için Ata sporumuz için en küçük faydam oluyorsa, bu dev yapıya bir sağlam tuğla koyabiliyorsam ne mutlu bana. Benim kimsenin bulunduğu, tutunduğu yerde, ne aklım ne gözüm var. Herkesin yolu, bahtı açık olsun.
Bir şeyi açık ve net söylüyorum. Bize çelme takmaya çalışanlar, ayaklarını seviyorlarsa ayaklarını kendi yollarında yürümek için kullansınlar. Çünkü, ayağımız takıldığında yere yanlız değil, birlikte düşeriz. Bu durum bizi engellediği gibi, size de yol açmaz bilginize...
Son olarak, ben ustaların duayenlerin olduğu yerde ne ustayım ne de hoca.
Saygılarımla...
